17 Şubat 2011 Perşembe
Ulusça Bağımlıyız
Sabahın yedisi. Yürüyüşçüler ve erkenden işbaşı yapmak zorunda olanlar yollarda. Bir de öğrenciler var..Çoğunun elinde değişmez iki bağımlılık göstergesi, sigara ve cep telefonu. Daha yola çıkar çıkmaz iki kişi, hem konuşuyorlar, hem de tüttürüyorlar. En çok okul formalı çocuklarda görünce üzülüyorum. Hiç de az değil sayıları.'' Yapmayın! Yapmayın!! '' diye bağırasım geliyor. Hiç bir yararı olmayacağını bile bile.
9 Şubat 2011 Çarşamba
Çocuklara Tecavüz Edenlere Düşünülen Ceza, Hadım Edilecekler !
(Hadım sözcüğü benim tabirim değil, aynen böyle verildi haberlerde)
Bugün gazetelere göz atarken okudum, kadın vekillerin girişimi ile bir eylem planı hazırlanmış. Şöyle vermiş gazete:
''Kadın vekiller çocuk istismarcılarına karşı bir eylem planı hazırladı. Bu eylem planıyla birlikte, tecavüzcünün cinsel istekleri ilaç tedavisiyle sıfır noktasına inecek Çocuklara yönelik cinsel saldırıda bulunanlara şok cezalar geliyor. Hakim karşısına çıkan tacizcilerin, ''Tahrik vardı'' gerekçesine sığınmalarına son vermeyi amaçlayan Eylem Planı'a göre, çocukların hiçbir biçimde suçluyu "tahrik" etmeyeceği görüşü esas alınıyor.''
Haksız da sayılmazlar böyle bir cezayı düşünenler. Hiç bir çocuk , hayatını karartacak istismarı hak etmez. Avrupa'da Polonya'da, İngiltere'de ABD'de bazı eyaletlerde bu uygulama varmış. Ayrıca cerrahi bir uygulama olmayıp ilaçla pasifize ediliyormuş suçlular.
Cezasının bir bölümünü çekenlere''İster hapis yat ister bu tedavi'' seçeneği sunulacak.
Bu bir tedavi midir? Yoksa ceza mıdır? Çok tartışılacak. Çünkü bazı hukukçular ve tıp doktorları şimdiden, tedavinin kişi onayı olmadan uygulanmasının insani olmadığını söylemeye başladılar. Ben bu konuda insani düşünemiyorum demek ki. Bilimsel de düşünemiyorum. Sadece ve sadece çocukları düşünebiliyorum.Tecavüze maruz kalıp hayatı kararan çocukları ve ne yazık ki bundan sonra bu korkunç olayları yaşayacak olan çocukları düşünüyorum. ''Çözüm değil'' diyen hukukçulara ve tıp adamlarına diyorum ki, o halde çözümü söyleyin. Söylemekle de kalmayın, uygulayın..
Bir süre önce Oprah Winfrey'in realite showunda çocukluğunda istismar edilmiş onlarca yetişkin konuk edildi. Yaşamlarının nasıl karadığını göz yaşları içinde anlattılar. Aralarında kişilik bölünmesi ya da başka ağır psikolojik rahatsızlıklar yaşayanlar vardı. Bizde yok mu? Hem de tahmin edilenden çok. Saklanır, asla dile getirilmez ama köyünden kentine her yerde yaşanır bu acılar.
İnsanlık suçlarından en çok kanımı donduranlardan biridir çocuklara tecavüz. Savunmasız ve cinselliğin ne olduğunu bile bilmeyen çocuklara yapılan bu iğrenç suç en ağır şekilde cezalarla karşılık görmeli bana göre. Sonuç olarak sosyal bir yaranın çözüm arayışlarını o parti, bu parti meselesi olarak görmek istemiyorum. Hiç bir konuda sempati ile bakmadığım iktidar partisinin konuyu ele alması bu düşüncemi etkilemez.Yeter ki bu arayışlar olumlu sonuçlar versin.
Bugün gazetelere göz atarken okudum, kadın vekillerin girişimi ile bir eylem planı hazırlanmış. Şöyle vermiş gazete:
''Kadın vekiller çocuk istismarcılarına karşı bir eylem planı hazırladı. Bu eylem planıyla birlikte, tecavüzcünün cinsel istekleri ilaç tedavisiyle sıfır noktasına inecek Çocuklara yönelik cinsel saldırıda bulunanlara şok cezalar geliyor. Hakim karşısına çıkan tacizcilerin, ''Tahrik vardı'' gerekçesine sığınmalarına son vermeyi amaçlayan Eylem Planı'a göre, çocukların hiçbir biçimde suçluyu "tahrik" etmeyeceği görüşü esas alınıyor.''
Haksız da sayılmazlar böyle bir cezayı düşünenler. Hiç bir çocuk , hayatını karartacak istismarı hak etmez. Avrupa'da Polonya'da, İngiltere'de ABD'de bazı eyaletlerde bu uygulama varmış. Ayrıca cerrahi bir uygulama olmayıp ilaçla pasifize ediliyormuş suçlular.
Cezasının bir bölümünü çekenlere''İster hapis yat ister bu tedavi'' seçeneği sunulacak.
Bu bir tedavi midir? Yoksa ceza mıdır? Çok tartışılacak. Çünkü bazı hukukçular ve tıp doktorları şimdiden, tedavinin kişi onayı olmadan uygulanmasının insani olmadığını söylemeye başladılar. Ben bu konuda insani düşünemiyorum demek ki. Bilimsel de düşünemiyorum. Sadece ve sadece çocukları düşünebiliyorum.Tecavüze maruz kalıp hayatı kararan çocukları ve ne yazık ki bundan sonra bu korkunç olayları yaşayacak olan çocukları düşünüyorum. ''Çözüm değil'' diyen hukukçulara ve tıp adamlarına diyorum ki, o halde çözümü söyleyin. Söylemekle de kalmayın, uygulayın..
Bir süre önce Oprah Winfrey'in realite showunda çocukluğunda istismar edilmiş onlarca yetişkin konuk edildi. Yaşamlarının nasıl karadığını göz yaşları içinde anlattılar. Aralarında kişilik bölünmesi ya da başka ağır psikolojik rahatsızlıklar yaşayanlar vardı. Bizde yok mu? Hem de tahmin edilenden çok. Saklanır, asla dile getirilmez ama köyünden kentine her yerde yaşanır bu acılar.
İnsanlık suçlarından en çok kanımı donduranlardan biridir çocuklara tecavüz. Savunmasız ve cinselliğin ne olduğunu bile bilmeyen çocuklara yapılan bu iğrenç suç en ağır şekilde cezalarla karşılık görmeli bana göre. Sonuç olarak sosyal bir yaranın çözüm arayışlarını o parti, bu parti meselesi olarak görmek istemiyorum. Hiç bir konuda sempati ile bakmadığım iktidar partisinin konuyu ele alması bu düşüncemi etkilemez.Yeter ki bu arayışlar olumlu sonuçlar versin.
7 Şubat 2011 Pazartesi
Nedir Bu Hayvanların Suçu?
Çok daha korkunç görüntüler var ama içim elvermedi paylaşmaya...
Hayvanlar Üzerinde Deney Yapan Kozmetik Firmaları
Kozmetik endüstri dev bir pazar. Her gün piyasaya sürülen yığınla kozmetik ürünün, yıllar içinde milyonlarca hayvanın yaşamına sebep olduğunu biliyor muydunuz?Kozmetik ürünlerin bileşenleri olabilecek yeni maddeler için genellikle tavşanlar ve kemirgenler üzerinde vahşi deneyler yapılıyor. Bu maddeler zehirlilik, deri ve göz tahrişleri, deri alerjilerine yol açma, kalıtsal bozukluğa ve kansere neden olan özellikler bakımından test ediliyor. Bu ve buna benzer pek çok örnekte hayvanların, insanların güzel görünmeleri uğruna acı içinde öldürüldüklerini görüyoruz. Tabii bu durum kamuoyunun gözlerinden uzak köşelerde yapıldığı için kimse görmüyor; göz görmeyince de vicdan umursamıyor.
Kozmetik Endüstrisinin Uyguladığı Hayvan Deneyi Yöntemleri
Draize Testleri
Draize göz tahriş testleri, ilk olarak 1940’larda, ABD Gıda ve İlaç İdaresi çalışanlarından J.H. Draize’in, tavşanların gözlerine sıkılan bir maddenin ne kadar tahriş edici olduğunu belirleyen bir derece geliştirmesiyle kullanılmaya başlandı.
Bu testlerde hayvanlar genellikle sadece başlarını dışarıda bırakan aletlere sıkıştırılıyor. Böylece hayvanın gözünü kaşıması ya da ovuşturması engelleniyor. Test edilmek istenen madde (örneğin, göz farı, rimel, çamaşır suyu, şampuan v.b.) her bir tavşanın tek bir gözüne damlatılıyor/sürülüyor. Hayvanların alt göz kapağı dışarı çekiliyor ve böylece oluşan çanağa madde konuyor. Sonra göz kapatılıyor. Bazen birkaç kez madde tatbik ediliyor. Tavşanlar her gün gözlemlenerek, gözlerinde şişme, çıban, enfeksiyon ve kanama olup olmadığı saptanıyor. Çalışmalar bazen üç hafta sürebiliyor.
Bazı maddeler o kadar ciddi bir hasara yol açıyor ki, tavşanların gözleri bütün temel niteliklerini kaybediyor. İris, gözbebeği, kornea tek bir patolojik dokuya benzemeye başlıyor. Araştırmacılar testin sonucunu etkilememek koşuluyla bazen az miktarda topikal anestezi uygulayabiliyorlar. Bunun, iki hafta boyunca gözüne kimyasal madde damlatılmış bir hayvanın acısını azaltması mümkün değil.
LD 50 (Lethal Dose – Yüksek Doz) Testleri
Bir maddenin ne kadar zehirli olduğunu belirlemek için “akut oral toksisite testleri” yapılmaktadır. 1920’lerde geliştirilen bu testlerde hayvanlara - ruj ve kâğıt gibi yenmeyen maddelerde olmak üzere - çok çeşitli maddeler ya zorla ya da boğazlarına soktukları bir tüple yediriliyor.
Standart testler 14 gün süreyle uygulanıyor, ama bazıları 6 ay bile sürebiliyor – tabii hayvanlar hayatta kalırsa. Deney süresince hayvanlarda kusma, ishal, felç, kasılma ve iç kanama gibi klasik zehirlenme semptomlarına rastlanıyor.
En bilinen akut toksisite testi LD 50 (Lethal Dose) testidir. LD 50, “yüzde 50 öldürücü doz”, yani deneye dahil edilen hayvanların yarısını öldüren madde miktarı anlamına gelmektedir.
Hayvan Deneylerinin Alternatifi Yok Mu?
Tabii ki, hayvan deneylerinin alternatifleri var. Bugün dünyanın en büyük kozmetik firmalarından REVLON, AVON ve ORIFLAME gibi uluslararası kozmetik şirketleri, ürünlerini hayvanlar üzerinde test etmiyorlar. Yeni ürünlerini alternatif deney yöntemleri kullanarak test ediyorlar. Avon 1989 Nisan’ında, Eytex denilen sentetik bir madde üzerindeki testlerin olumlu sonuç verdiğini ve bundan böyle deneylerini bu madde üzerinde uygulayacağını açıklayarak, hayvan deneylerine alternatif bir deney yöntemini kamuoyuna açıklamıştır.
Özellikle Amerika ve Avrupa’daki hayvan hakları ve hayvan özgürlüğü hareketleri sonucunda çoğu kozmetik firması da alternatif deney yöntemlerini kullanmaya başlamışlardır. Bazı firmalarsa, (örneğin Procter & Gamble) sadece mevcut ürünlerini hayvanlar üzerinde test etmeyeceklerini açıklamaktadır. Oysa bu tür açıklamalar firmaların tüketici kitlesini kaybetmemek için yaptığı laf oyunlarıdır. Çünkü bu firmalar, içeriğini değiştirdiği ürünlerde veya piyasaya yeni süreceği ürünlerin testlerinde hayvanları kullanmaya devam etmektedir.
HAYVANLAR UZERINDE TEST YAPAN FIRMALAR
Arm & Hammer; www.armhammer.com
Bic Corporation; www.bicworld.com
Chesebrough-Ponds; www.pondssquad.com
Church & Dwight (Aim, Arm & Hammer, Arrid, Brillo, Close-up, Lady’s Choice, Mentadent, Nair, Orange Glo International, Pearl Drops); www.churchdwight.com
Clairol (Aussie, Daily Defense, Herbal Essences, Infusium 23, Procter & Gamble); www.clairol.com
Clorox (ArmorAll, Formula 409, Fresh Step, Glad, Liquid Plumber, Pine-Sol, Soft Scrub, S.O.S., Tilex); www.clorox.com
Colgate-Palmolive Co. (Hills Pet Nutrition, Mennen, Palmolive, SoftSoap, Speed Stick); www.colgate.com
Cover Girl (Procter & Gamble); www.covergirl.com
Dial Corporation (Dry Idea, Purex, Renuzit, Right Guard, Soft & Dri); www.dialcorp.com
Johnson & Johnson (Aveeno, Clean & Clear, Listerine, Lubriderm, Neutrogena, Rembrandt, ROC); www.jnj.com
Lever Bros. (Unilever); www.unilever.com
L’Oréal U.S.A. (Biotherm, Cacharel, Garnier, Giorgio Armani, Helena Rubinstein, Lancôme, Matrix Essentials, Maybelline, Ralph Lauren Fragrances, Redken, Soft Sheen, Vichy); www.loreal.com
Max Factor (Procter & Gamble); www.maxfactor.com
Mead; www.meadweb.com
Melaleuca; www.melaleuca.com
Mennen Co. (Colgate-Palmolive); www.colgate.com
Noxell (Procter & Gamble); www.pg.com
Olay Co./Oil of Olay (Procter & Gamble); www.oilofolay.com
Oral-B (Procter & Gamble); www.oralb.com
Pantene (Procter & Gamble); www.pantene.com
Physique (Procter & Gamble); www.physique.com
Playtex Products (Banana Boat); www.playtex.com
Procter & Gamble Co. (Clairol, Cover Girl, Crest, Gillette, Giorgio, Iams, Max Factor, Physique, Tide); www.pg.com
Reckitt Benckiser (Easy Off, Lysol, Mop & Glo, Old English, Resolve, Spray ’N Wash, Veet, Woolite); www.reckittbenckiser.com
Richardson-Vicks (Procter & Gamble); www.pg.com
Schering-Plough (Bain de Soleil, Coppertone, Dr. Scholl’s); www.sch-plough.com
S.C. Johnson (Drano, Edge, Fantastik, Glade, OFF!, Oust, Pledge, Scrubbing Bubbles, Shout, Skintimate, Windex, Ziploc); www.scjohnson.com
SoftSoap Enterprises (Colgate-Palmolive); www.colgate.com
Suave (Unilever); www.suave.com
Unilever (Axe, Dove, Lever Bros., Suave, Sunsilk); www.unilever.com
Procter&Gamble, Colgate we Unilever en cok hayvan testi yapan gruplardir. Bu gruplarin yuzlerce firmasindan alisveris yapmadiginiza emin olmak icin yanlarinda belirttigimiz internet sitelerinden kontrol edebilirsiniz. Parantez icine eklediklerimiz bu gruplarin bilinen firmalaridir.
Her yeni bilgi isiginda listemiz surekli guncellenecektir
6 Şubat 2011 Pazar
Kusacağım (böyle) Sevgiden
Nedir sevgi? Gerçeğini bulan gören var mı? Vardır bir yerlerde ama göstermelik olanı, yaz boz tahtasına döneni, imitasyonu, ucuzu, çabuk tüketileni, sıkılınca bir köşeye atılanı pek bol..Durum böyle olunca da istismara açık bir konu. Öyle ya maddiyatın en önemli kavram olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Neden bu konuda para kazanılmasın? Üstelik insanlar öyle aciz ve yol gösterilmeye muhtaç ki; bir gün belirlensin. İşte size SEVGİLİLER GÜNÜ.
O günde mutlaka sevgilinize bir hediye almalısınız. Ama ennnn uygunu, ennnn güzeli bilmem ne marka giysi.. Yok canım, olur mu, bir tek taş. Hayır hayır, siz bizim çarşaflardan alın kalpli kalpli. Aaaa, bizim tesisimizde sevgililer günü yemeği yemelisiniz. Çiçeğinizi bize sipariş verin...Diğer günler çuvala girdiği için bunları mutlaka o belirlenen günde yapmalısınız. Sonra maazallah sevgiliniz hayal kırıklığına uğrar, size küser.
İşte bunun gibi yüzlerce reklam, yüzlerce ilan. Bunları gördükçe kusacağım..Biz aciz ve sevgimizi anlatmakta yetersiz olan insanları yönlendiren iyilikseverlere de minnet duymam gerekirken nankörlük ediyorum..
29 Ocak 2011 Cumartesi
Ne de olsa insanız
Çevremizde olanları eleştirmek doğamızda vardır. Örneğin başkalarının giyimini, davranışlarını eleştiririz. Oysa herkesin giyim zevki ve olanakları bizim düşündüğümüz gibi olmak zorunda değil. Davranışları ise başkalarına ve çevreye zarar vermediği, kötü örnek olmadığı sürece kendini ilgilendirir. En iyi niyetli olanımız bile zaman zaman başkalarını gereksiz yere eleştiririz.
Doğamızda olan bir başka şey ise hatalarımızdan dolayı başkalarını suçlamaktır. Bu bir savunma mekanizması ya da kaçış yolu olabilir ama asla sorunlara çözüm getirmez.
Neyse ki doğamızda olan zayıflıklarımızı, olumsuz özelliklerimizi törpüleyecek zeka ve yeteneğe sahibiz. Biraz sağduyu sahibi insanlar bunu başarabilir.
Yöntem basit; önce en yakınımıza, yani kendimize bakarak yaşamı daha çekilir hale getirmek mümkün. Hem böylesi insana daha yakışır bir davranış değil mi? Amaç suçluluk duyguları geliştirmek değil elbette. Önemli olan olumsuz durumun gerçek nedenini görüp yaşanılandan bir ders alabilmek...
6 Ocak 2011 Perşembe
Sicko
Bugün ikinci kez ünlü Amerikalı belgesel yönetmeni Mıchael Moore'un, Amerikan Sağlık Sistemi'ni sorguladığı belgeseli Sicko'yu izledim. Konu her ne kadar bizim dışımızda gibi görünse de bu belgesel, toplumların en önemli gereksinimlerinden biri olan sağlık hizmetlerinin nasıl para kazanma alanı olarak kullanıldığını ve oluşturulan sistemde kar edebilmenin insan sağlığından çok daha fazla önemsendiğini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.
Michael Moore'un 2007 Cannes Film Festivali'nde ödüllendirilen filmi "Sicko" (Hasta), Amerikan sağlık sistemini eleştiriyor ama bununla da kalmıyor, onun alternatifini somut olarak ortaya koyuyor. İnsanca bir yaşamın, ücretsiz sağlık ve eğitim sisteminin var olabileceğini gösteriyor.
Şu an mevcut sistemde, piyasada hakim olan sigorta şirketleri tarafından, sisteme dahil olmak için pek çok elemeden geçen insanların, sisteme dahil olduktan sonra bile, ciddi rahatsızlıkları durumunda, sırf şirketlerin ödeme yapmamak adına nasıl elenip, açıklarının arandığı canlı tanıklarla ve yaşanmış olaylarla anlatılıyor. Sigortası olamayan bakıma muhtaç hastaların hastaneler tarafından nasıl sokaklara terkedildiğini gösteren görüntüler de var.
Amerikan sağlık sistemi parası olmayanı kapsamıyor, onu kaderine terk ediyor. Aynı zamanda da hükümet yetkilileri tarafından genel ve ücretsiz sağlık sistemine ve ücretsiz ilaç dağıtılmasına yönelik düşmanca söylemler ortaya atılıyor. Tüm bunların “sosyalizm” olduğu ve “Amerikan özgürlüğü”nü yok edeceği söylenmekte, örneğin Kanada’nın sağlık sistemi kötülenmektedir. Ücretsiz sağlık sisteminin uygulandığı Kanada’da hastaların tedavi için aylarca beklediği, doktor olmadığı vb. iddialar ortaya atılmaktadır. Bunun üzerine Kanada’daki hastaneleri gezen Moore, tam tersi bir durumla karşılaşır. Buradaki sağlık sistemi hızlı ve kaliteli bir şekilde yürütülmekte, tedavi masraflarını devlet karşılamaktadır. ABD’de olduğu gibi hastaneye getirilen bir kişinin parasına değil sağlık durumuna bakılmakta, kimse hastaneden alınıp yol ortasına atılmamaktadır. Bunun üzerine Moore, Fransa ve İngiltere’yi de ziyaret eder ve benzer durumlarla karşılaşır. Buralarda da kamu sağlığı ücretsizdir, insanlar hastanelere para vermemekte ve çok düşük bir fiyata ilaç satın almaktadırlar.
Moore’un en radikal hareketi ise 11 Eylül saldırılarından sonra enkaz altındakileri kurtarmaya çalışan bir grup itfaiyeci ve sağlık görevlisini ABD’ye göre yasadışı yollardan Küba’ya tedavi amaçlı götürmesidir. Bu insanlar, enkaz altından sağ kalanları çıkarmak için gönüllü olarak çalışmış ancak bir süre sonra solunum yetersizliği hastalıklarına yakalanmışlardı. Ama tedavi masrafları devlet tarafından karşılanmadı. Kübalı doktorlar bu insanları tedavi ettiler ve gereken ilaçları kendilerine sağladılar. ABD’de 200 dolara aldığı ilacın Küba’da 5 cent olduğunu gören sağlık görevlisi bir kadın öfke ve gözyaşları içinde isyan ediyordu. Moore, belgeselinde Küba’nın dünyanın en gelişmiş sağlık sistemlerine sahip olduğunu, hemen her sokağa bir sağlık merkezi düştüğünü, Küba’da çocuk ölümlerinin en az yaşandığını, ortalama yaşam süresinin de ABD’den uzun olduğunu bize gösteriyor. Aynı zamanda ABD’li kurtarma görevlilerini davet eden Kübalı itfaiyecilerin onları onurlandırmasını ve aralarında kurdukları kardeşçe ilişkiyi de gözler önüne seriyor.
Belgeseli izleyince Amerika'daki yankılarını merak ettim ve araştırdım.
Moore’un tüm bu yaptıkları Bush yönetiminin öfkesini üzerine çekmeye yetmiş. İlk başta belgeselin gösterimi yasaklanmaya çalışılmış. Bu durum kamuoyu tepkisiyle önlenmiş ancak her ihtimale karşı filmin bir kopyası ABD dışında tutuluyor. Buna rağmen Michael Moore’a Küba’ya yönelik uçuş yasağını kırdığı için soruşturma bile açılmış.. Moore bu belgeselin Bush ya da ABD karşıtı olmadığını söylemekle birlikte, bunlardan daha güçlü bir karşıtlık yaratıyor. “Biz neden bu hale geldik” diye başladığı soruları insanına önem vermeyen bir sistemi ve sistemi var eden tekelci sermaye gruplarını ve onların politik destekçilerini de sorgulatıyor. Moore, sadece sistemi eleştirmekle kalmıyor, onun alternatifini somut olarak ortaya koyuyor. İnsanca bir yaşamın, ücretsiz sağlık ve eğitim sisteminin var olabileceğini gösteriyor. Kendine özgü tarzı, mizahı ve kararlılığıyla saygı duyulacak bir çalışma ortaya çıkarmış.Tüm bunları okuyunca, farklı bir sistemimiz olsa da bizde yaşanılan çarpıklıklar ve korkunç durumlar bir film şeridi gibi geldi gözüme. Elbette benim aklıma gelen örnekler bir buzdağının görünen ufacık parçaları ama insanın tüyleri diken oluyor;
Neler yok ki bizde de:
Hastane kapılarında sürünen insanlar fazlası ile sıradan görüntü bizim için. Bir günde seksen yüz hastaya bakmak zorunda olan olan doktorlar da..
Sistemdeki aksamalar yüzünden eczanelerden ilacını alamayan hastalar...
Aids mikrobu taşıyan kan verilen insanlar mı istersiniz.
Platin yerine demir protez takılan hastalar mı...
Katarakt ameliyatı kampanyası ile kör edilen köylüler mi...
Bir hastanede küvezde aynı anda ölen bebekler mi..
Acaba bizde de bir Roger Moore çıkıp bu konuları cesurca gözler önüne seren bir belgesel yapsa, kamuoyunda biraz bilinçlenme ve hakkını arama isteği oluşturabilir miydi? Tabii ki bu belgeseli gösterebilecek bir tv kanalı bulabilirse...
10 Aralık 2010 Cuma
HAYVAN BARINAKLARINDA VAHŞET
İnsanoğlunun acımasızlığı sınır tanımıyor. Tekirdağ Sokak Hayvanları Barınağı'nda paslı aletlerle ve son derece uygunsuz koşullarda yapılan kısırlaştırma ameliyatları sonucu enfeksiyon kapan zavallı hayvanlar acılar içinde kıvranarak ölüyorlar. Bu durumun başka illerde de olduğu anlatıldı tv haberlerinde. Kendilerini savunamayan bu hayvanlara bunca acı çektirip böyle bir son hazırlamak nasıl bir insanlık ayıbıdır? Aldığınız eğitim, kazandığınız para zehir zıkkım olsun. Buna meydan veren tüm sorumlulara da lanet olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



Şu kadarcık taş yeter!!!

