Günlerdir sabırsızlıkla bekliyordum aday listelerinin açıklanmasını. Şaşırdım mı? Hayır. İçime sindi mi? Hayır. Bana ters gelen, hayal kırıklığı yaşatan tercihleri ya da dışlamaları değerlendirirken , teoride ve pratikte çatışan gerçekleri de göz ardı etmemek gerektiğini biliyorum. Şöyle ki, öncelikle siyasi parti açısından hedef en çok oyu alabilmek. Yani bu işler ince hesaplar gerektirir. Listelerin belirlenmesinde, hak edenin yer almasından çok, oy hesapları ve parti içi güç çekişmelerinin belirleyici olacağını çocuklar bile tahmin edebilir.
Diyelim ki inandığınız parti, dünyanın en tutarlı kararlarını alıp en adaletli listelerini hazırladı ve ‘’ne iyi, ülke insanı bu durumun bilincine varıp tereddütsüz oyunu kullanır’’ desem kim inanır bana? Hiç kimse.. Çünkü , bu ülke insanının hangi koşullarda , hangi kıstaslarla oy verdiği gerçeğini herkes bilir. İşte o bilmem hangi sebepten bu insanları başa geçirme ve sonunu görememe kronik rahatsızlığı modundakilerin oyları çoğunlukta olduğuna göre, listelerde oynanan oyunları tartışmaya gerek var mı? Bir de kararsızlar var tabii ki. Kararsızların ve her iki tarafa da eşit uzaklıkta bulunan, kendinin de ne olduğunu pek bilemeyenlerin oylarını tırtıklamak bile önemli partiler için.
Bana göre, ‘’Ne yapsam? Kime oy versem?’’ Handikabı ise sadece listelerde olan ya da olmayan isimlerden kaynaklanmıyor. Gerçi bazı isimlerin olup olmaması son derece içimi acıtsa da, özellikle son dönem dış politikada yaklaşımlar ve ABD’ye yaranma çabaları yüzünden, zaten siyasi duruş olarak bana güven veremeyen CHP’yi nasıl değerlendireceğimi bilemiyorum.
Çünkü, yüzde on barajı nedeniyle, oyumun boşa gitmesini istemiyorum. Yani istemeye istemeye CHP’ye oy vereceğim. Altı ok çizgisinden gitgide uzaklaşan, bazı uygulamaları ve söylemleri ile AKP’den pek de farklı olmayan bir partiye kerhen oy vereceğim.
14 Nisan 2011 Perşembe
Listelerin Düşündürdükleri
10 Nisan 2011 Pazar
Hüzünlü Bir Aşk Öyküsü
Sinema denince Meryl Streep yere göğe koyamadıklarımdan.

1949 doğumlu Amerikalı oyuncu, hem tiyatroda, hem televizyon yapımlarında hem de sinema başyapıtlarında rol alıyor. iki kez Oskar Ödülü’ne layık görüldü, 13 adaylıkla da Oskar’a en çok aday olan oyuncu olma ünvanını taşıyor. Benim gibi milyonlarca hayranı var. Gelmiş geçmiş en yetenekli aktrislerden biri olarak görülüyor.
Oyuncu, New Jersey’de büyümüş. Vassar Koleji’nde drama okumuş ve buradan mezun olduktan sonra Yale Üniversitesi’nin drama bölümünde güzel sanatlar alanında master yapmış.
Birçok eleştirmen tarafından yaşayan en iyi sinema oyuncusu olarak gösteriliyor. Ayrıca rol yaparken her dili mükemmel bir şekilde konuşabiliyor.
Hakkında daha pek çok bilgi derlenebilir ama Meryl Streep'in İtalyan asıllı aktör john Cazale ile yaşadığı büyük aşk bizde pek bilinmez. Bu hüzünlü öykü meşhur Love Story filmine taş çıkartır.

Büyük aşk, Meryl henüz yeni parlıyorken yaşanmış. Şimdi, John Cazale de kim diyenler olabilir.Al Pacino'nun başrol oynadığı Dog Day Afternoon filmindeki "Sal" rolü ile çıkardığı müthiş performansı anımsayanlar mutlaka vardır.

Oynadığı beş uzun metrajlı filmin beşi de Akademi Ödülleri'ne En İyi Film kategorisinden aday gösterilmiştir.

Şimdi asıl konumuza dönecek olursak, yani Meryl ile John'un büyük aşkına;
Aktör 1962'de başladığı sinema kariyerinde çok iz bırakan karakterleri canlandırmış ama 1978'de kariyeri sonlanmış. Çünkü kemik kanserinden ölmüş. Öldüğü sıralarda Meryl Streep'le nişanlılarmış. Sinema ile ilgili bir belgeselde John Cazale' nin kısa yaşamını, sanat kariyerini ve son günlerini izledim. Hastalıkla nasıl mücadele ettiğini, Meryl Streep'in onun son anına dek verdiği desteği görünce büyük oyuncuya hayranlığım daha da arttı.
1949 doğumlu Amerikalı oyuncu, hem tiyatroda, hem televizyon yapımlarında hem de sinema başyapıtlarında rol alıyor. iki kez Oskar Ödülü’ne layık görüldü, 13 adaylıkla da Oskar’a en çok aday olan oyuncu olma ünvanını taşıyor. Benim gibi milyonlarca hayranı var. Gelmiş geçmiş en yetenekli aktrislerden biri olarak görülüyor.
Oyuncu, New Jersey’de büyümüş. Vassar Koleji’nde drama okumuş ve buradan mezun olduktan sonra Yale Üniversitesi’nin drama bölümünde güzel sanatlar alanında master yapmış.
Birçok eleştirmen tarafından yaşayan en iyi sinema oyuncusu olarak gösteriliyor. Ayrıca rol yaparken her dili mükemmel bir şekilde konuşabiliyor.
Hakkında daha pek çok bilgi derlenebilir ama Meryl Streep'in İtalyan asıllı aktör john Cazale ile yaşadığı büyük aşk bizde pek bilinmez. Bu hüzünlü öykü meşhur Love Story filmine taş çıkartır.
Büyük aşk, Meryl henüz yeni parlıyorken yaşanmış. Şimdi, John Cazale de kim diyenler olabilir.Al Pacino'nun başrol oynadığı Dog Day Afternoon filmindeki "Sal" rolü ile çıkardığı müthiş performansı anımsayanlar mutlaka vardır.
Oynadığı beş uzun metrajlı filmin beşi de Akademi Ödülleri'ne En İyi Film kategorisinden aday gösterilmiştir.
Şimdi asıl konumuza dönecek olursak, yani Meryl ile John'un büyük aşkına;
Aktör 1962'de başladığı sinema kariyerinde çok iz bırakan karakterleri canlandırmış ama 1978'de kariyeri sonlanmış. Çünkü kemik kanserinden ölmüş. Öldüğü sıralarda Meryl Streep'le nişanlılarmış. Sinema ile ilgili bir belgeselde John Cazale' nin kısa yaşamını, sanat kariyerini ve son günlerini izledim. Hastalıkla nasıl mücadele ettiğini, Meryl Streep'in onun son anına dek verdiği desteği görünce büyük oyuncuya hayranlığım daha da arttı.
31 Mart 2011 Perşembe
Anne Sütünden Dondurma
Sabah gazetede okuyunca ''Yok artık, daha neler!!'' diye sesli olarak konuştum kendi kendime...

İngiltere'de bir firma, 300 gramına 37 lira ödeyerek aldığı anne sütünden viski ya da kokteyllerin yanında servis edilen dondurma üretiyormuş..
Firmanın sahibi Matt O'Conner'ın dondurması şikayet üzerine Westminster Belediyesi tarafından incelemeye alınmış ama sonuçta sakıncalı bulunmamış..
Şu anda 14 kadının sütü kullanılıyormuş ve sırada bekleyen 200 kadın gerekli testlerden geçmeyi bekliyorlarmış.
Dondurmanın porsiyonu 20 sterlinden satılıyormuş.
''Satılıyormuş'' sözünü yazarken ne kadar antipati duyduğumu tahmin edersiniz. Para kazanma hırsı neleri kullandırıyor, görüyorsunuz. ''İnsanın yavrusuna hiç bir karşılık beklemeden verdiği anne sütü piyasaya düştü'' diye yazmışlar gazetede.
Süt verecek anneleri internet aracılığı ile verilen ilanlarla buluyorlarmış. Şimdi şaşırmaya devam; anne sütünden sonra iki şok edici projeleri daha varmış firmanın. Verdikleri ipucu ise, iki vücut sıvısı daha ...
Not: Haberin doğruluğundan şüpheniz varsa şu sayfaya bakın.
http://www.rockingfacts.com/ice-cream-made-from-human-breast-milk-on-sale-in-london/
İngiltere'de bir firma, 300 gramına 37 lira ödeyerek aldığı anne sütünden viski ya da kokteyllerin yanında servis edilen dondurma üretiyormuş..
Firmanın sahibi Matt O'Conner'ın dondurması şikayet üzerine Westminster Belediyesi tarafından incelemeye alınmış ama sonuçta sakıncalı bulunmamış..
Şu anda 14 kadının sütü kullanılıyormuş ve sırada bekleyen 200 kadın gerekli testlerden geçmeyi bekliyorlarmış.
Dondurmanın porsiyonu 20 sterlinden satılıyormuş.
''Satılıyormuş'' sözünü yazarken ne kadar antipati duyduğumu tahmin edersiniz. Para kazanma hırsı neleri kullandırıyor, görüyorsunuz. ''İnsanın yavrusuna hiç bir karşılık beklemeden verdiği anne sütü piyasaya düştü'' diye yazmışlar gazetede.
Süt verecek anneleri internet aracılığı ile verilen ilanlarla buluyorlarmış. Şimdi şaşırmaya devam; anne sütünden sonra iki şok edici projeleri daha varmış firmanın. Verdikleri ipucu ise, iki vücut sıvısı daha ...
Not: Haberin doğruluğundan şüpheniz varsa şu sayfaya bakın.
http://www.rockingfacts.com/ice-cream-made-from-human-breast-milk-on-sale-in-london/
30 Mart 2011 Çarşamba
Anadolu Dervişi Victor Ananias
Victor’u tanımak için bu sayfayı görün.
http://www.bugday.org/portal/index.php
O’nu tv’de bir belgeselde görmüştüm ilk kez. Kaz Dağları’nda küçük bir köyde toprak ve doğa adamı olarak yaşayan biriydi. Sıradan toprak insanlarından ayrılan yönü ise hiç tanımadığı insanların hayatlarına çabaları ile katkıda bulunmasıydı. Çevresiyle bütünleşmesine, doğaya ve insanlara verdiği değerin göstergesi olan yaşam tarzına hayran kalmıştım.
Victor Ananias’tan söz ediyorum. Belki adını duyan vardır ama yaptığı işleri bilen var mı ? Ya bu Anadolu'nun alçak gönüllü dervişinin artık aramızda olmadığını bilen var mı? Televizyon kanallarında ana haber bültenlerinde , hele hele magazin ağırlıklı programlarda söz edilmediğine göre, olduğunu sanmıyorum. Ben de bugün bir gazetenin hafta sonu ekinde tarımla ilgili sayfasında okudum ve çok üzüldüm..
Türkiye'de yaşarken, zaman zaman dünyayı dolaşıyor, köyüne dönüp nasıl daha yaşanılası bir dünya oluşturabileceğimiz konusunda kafa yoruyor ve insanlara yol gösteriyordu bu genç adam.
Genetiği bozulmuş gıdalara karşı uzun yıllar mücadele etmiş. Yıllardır çıkarttığı Buğday dergisiyle, yaptığı aktivitelerle ve çeşitli dernek oluşumlarıyla organik tarımın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışmış. Organik tarımı bıkıp usanmadan üretene, tüketene anlatmış. Organik ürünlerin insanlara ulaşması için gece gündüz çalışmış.
Yaşamını araştırınca şu satırlar çıktı karşıma:
''O bir Dünya vatandaşıydı
Ege'nin küçük bir köyünde erdemli bir yaşamın peşine düştü. Hayatını bu ideali yaymaya adadı. İlk mesleği aşçılık oldu. Yemekteki izlerin peşine düşerek dünyayı dolaştı. Ama ayakları onu hep Anadolu'ya götürdü. Ege'nin yeşil ve verimli toprakları Victor Ananias'a farklı bir sır fısıldıyordu. Victor bu sırrın peşinde koştu. Nereye giderse gitsin Anadolu'ya geri dönüyordu.
Hayatı boyunca organik tarımın insanlara ve topluma faydalarını anlattı. Çalışmaları, Buğday Derneği ile sınırlı kalmadı. Çok çeşitli dernekler kurarak tüketiciye organik ürünleri sundu.''
Victor gibi insanlar bu dünya için çok lazım. Ne yazık ki onu çok erken kaybettik. Toprak ve gönül insanı Victor, huzur içinde uyu!
5 Mart 2011 Cumartesi
Yeni Adres
siyahklavye.wordpress.com Blog adımız ve adresimiz değişti. Yeni tanışmış olsak da bekleriz efendim.
3 Mart 2011 Perşembe
1 Mart 2011 Salı
Galiba Burada Son Yazım
Güzel başlamıştı, çabuk bitti...
Az önce Sittirella ile yorum aracılığı ile kısa bir mesajlaşmamız oldu. Önerdiği gibi blog şablonumu değiştirdim. Hatta yine yorum olarak da belirttim, ''galiba boşuna olacak'' diye.
İzlediğim bir kaç blog sayfasını ziyaret etmek istedim, engellenmiş olduklarını gördüm. İçim sızladı. Deneyimli olanlar bloglarını yedeklemişler ve yeni adreslerine yönlendiriyorlar. Bazıları da (benim gibi) ne olduğunu tam anlamadan hiç hazırlıksız yakalanmışlar bu duruma . Benim üç beş paylaşımımın pek önemi yok, yeni başlamıştım yazmağa ama uzun süredir emek veren ve epeyce yol almış harika blog sayfaları vardı. Onlar için üzüldüm.Yazık oldu bunca emeğe.
Belki bu çarpık durum düzeltilir ilerde..Hoşça kalın....
Az önce Sittirella ile yorum aracılığı ile kısa bir mesajlaşmamız oldu. Önerdiği gibi blog şablonumu değiştirdim. Hatta yine yorum olarak da belirttim, ''galiba boşuna olacak'' diye.
İzlediğim bir kaç blog sayfasını ziyaret etmek istedim, engellenmiş olduklarını gördüm. İçim sızladı. Deneyimli olanlar bloglarını yedeklemişler ve yeni adreslerine yönlendiriyorlar. Bazıları da (benim gibi) ne olduğunu tam anlamadan hiç hazırlıksız yakalanmışlar bu duruma . Benim üç beş paylaşımımın pek önemi yok, yeni başlamıştım yazmağa ama uzun süredir emek veren ve epeyce yol almış harika blog sayfaları vardı. Onlar için üzüldüm.Yazık oldu bunca emeğe.
Belki bu çarpık durum düzeltilir ilerde..Hoşça kalın....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
