Şehir ve İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şehir ve İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2012 Çarşamba

Komşuluklar


Günümüzde dostluklardan, arkadaşlıklardan da önce tavsıyan bir kavram var : Komşuluk.

Çocukluk anılarımızda kalan komşuluk ilişkilerini yaşamak hemen hemen olanaksız. Belki hala sürdürebilenler olabilir ama azınlıkta olduklarını  tahmin ediyorum.  Komşuluk ilişkileri genelde asgari düzeyde ve geleneksellikten uzak. Bu durumu  oluşturan nedenler  hakkında az çok herkesin  bilgisi ya da fikri var. Gerçekten de günümüz koşullarında  böyle olması daha mantıklı gibi ama anılarda kalan akrabadan  yakın komşular, onlarla yaşanan dayanışma, sevgi saygı  özleniyor. Bizden sonra gelenler  bu tür ilişkileri hiç bilmedikleri için eksikliğini  duymayacaklardır ama  ben özlüyorum o güzel komşulukları.
Hatta bir süre önce  izlediğim bloglardan ikisinin yazarları birbirlerine ''komşu'' diye hitap edince, önce  gerçekten komşu hanımlar olduklarını düşündüm. Sonra farklı şehirlerden yazdıklarını görüp birine sordum, komşuluğunuz oldu mu? diye.. Yokmuş, ancak birbirlerine duydukları sempati, benzer hayat tarzları  nedeniyle ''keşke komşu olsaydık , neyse ki blog komşusuyuz'' diyerek böyle hoş bir hitap şekli  oluşturmuşlar.  Geçen gün  yazılarını okurken ben de kendimi komşulardan biri gibi hissettim. Gerçi bloglarımızın içeriği farklı ama zaten  eski  komşuluklarda da  farklı özellikte insanlar gayet güzel komşuluklar  yaşayabiliyordu. Ben de bu becerikli ve  kültürlü hanımların elinden iş gelmeyen yeni komşuları olayım dedim.
Belki  diğer blog yazarlarından da  yeni komşular katılır, böylelikle  reel yaşamda eksikliğini duyduğumuz güzel komşulukları sanal  ortamda  ucundan kıyısından yaşar, kahve sohbetleri falan yaparız..

17 Temmuz 2011 Pazar

Ressamın Dramı / Biz Bu öyküyü Daha Önce de Okumuştuk



Adı Hasan Hüseyin Gül. O Eskişehirli bir sanatçı. 59 yaşında. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, belediyeye ait akaryakıt istasyonunun arkasında iskele yanına yaptığı derme çatma barakada 7 yıldır sefaletle boğuşuyor. Bataklık ve sazlık bir kumsalda ağaçlara tutturduğu tentenin altına yerleştirdiği birkaç parça eşya ile hayatını sürdürüyormuş. Kimseden yardım kabul etmediği, şimdiye kadar devletin kurumlarından da talep etmediği için herhangi bir yardım görmediği anlatılmış yerel gazetede.
Gırgır teknelerinde günü birlik iş bulduğunda çalıştığını ve buradan kazandığı paranın bir bölümüyle de boya ve fırça satın alıp resim  yapmaya  devam  eden  Hasan Hüseyin Gül, Ayvalık'ta bazı kahveler ve evlere duvar resimleri çizerek  geçinmeye çalışıyormuş.
Gül'ün yaşadığı barakanın hemen yanında çalışan işçilerle dostluk kurduğu ama genel anlamda içe dönük ve yalnız yaşadığı anlatılanlar arasında.

Daha önce Eskişehir’de, Yunanistan’da cami ve kiliselerin restorasyonlarında çalışmış.

Sanatının  gerçek  boyutu  hakkında  hiç  bir  fikrim  yok  ama  bu  çok  da  önemli  değil..  Önemli olan  üretmeye  ve  paylaşmaya  yatkın  bir  insanın kendini  toplum dışına itmesi  ve  itilmesi  olayı..

Bu olay bana yıllar önce yine bu durumda yaşayan bir başka sanatçıyı anımsattı. Ergüder Yoldaş’ı..70 ve 80'li yılların çok önemli bir bestecisi. Türk popunun tıkandığı 80'lerde, makam müziğiyle popun en iyi, en rafine bileşimini yaratan bir sanatçı. Uluslararası yarışmalarda birincilik ödülleri var . İstanbul Şehir Tiyatroları ve İstanbul Festivali direktörlüğü yaptı. Bu parlak kariyerli müzisyen bundan yıllar önce toplum yaşamından her anlamıyla vazgeçerek Büyükada'nın arkasında sapa bir yerde, plastik ve ambalaj kutularından derme çatma bir kulübede tek başına yaşamaya başlamıştı . Müzikten ve müzikle ilgili çevrelerden elini eteğini çekivermişti.. Onu belleğimizden artık tamamen silmişken, birdenbire TV ekranlarında Robinson kılığında görünce, pek çok kimsenin içinde bir burkulma, dayanılmaz bir rahatsızlık duygusu oluştu ama o kadar… Ruh sağlığı ile ilgili yorumlar yapıldı. Uzman olmayan kişilerce konulan tanı gerçek durumun ne denli yakınında ya da uzağında olursa olsun, topluma düşen sahip çıkma ve sanatçıyı olması gereken konuma taşıma görevi pek önemsenmiyor. Gizlenmeye çalışılsa da tiksinme ve bir sanatçıyı bu durumda görmenin verdiği kınama hatta suçlama duygularının ortaya çıkmasından öte değil bizim toplumsal tavrımız. Öyle ya, o yetenekli bir sanatçıdır, böyle saçma sapan bir yaşam biçimini benimsemişse onun için üzülmeye değmez.. Ya da akıl hastası falan olduğu vurgulanıp şefkat duygularını ortaya çıkaracak popülist yazılara, reyting amaçlı tv. programlarına malzeme edilebilir. Oysa hangi nedenle olursa olsun, bu durumdaki bir sanatçıyı bulunması gereken konumuna , üretebileceği ortama döndürmenin yolları değil bunlar. Yoldaş’ın münzevi yaşamı şu an bitmiş görünüyor. O’nu sözüm ona kurtarma çabaları, ayrı bir yazı konusu olur. Çünkü yapılanlar oldukça ironik ama sonuçta şu an kendisine inanan, değer veren , gerçekten babası gibi seven bir öğrencisi ile mütevazı bir yaşamı paylaştığını ve müzik çalışmalarına dönme çabası içinde olduğunu okudum bir yerlerde...

Aslında onlardan çok var; parkta, bulvarlarda, kıyıda köşede, yaşamın çarkları arasında kıyılmakta olan pek çok insan görmezden geliniyor. Nedenleri, geldikleri ortamlar, eğitim düzeyleri vs çok farklı olsa da … Ancak hiç olmazsa böyle sanatçı kişiliği ile göze çarpabilenlerin bir şansı olmalı.. Çünkü onlar böyle bir çıkmaza girilebileceğinin  canlı kanıtları.