26 Mayıs 2011 Perşembe

Çarpıcı Renkler

Andru Trenne
Josep Teixido

Anna Pagnacco
Leonid Afremov


David Schluss

19 Mayıs 2011 Perşembe

Luciano Ventrone

O  bir  Akdenizli.  Bunu  natürmortlarına  bakınca hemen  anlıyoruz  zaten.
Hiperrealizm (Foto Gerçekçilik) denilince  benim  ilk  aklıma  gelenlerden  biri.
1942 yılında Roma'da doğan Luciano Ventrone Roma'nın Liceo artistico de sanat eğitimi almış.






14 Mayıs 2011 Cumartesi

Gezgin Günce ve Güle Güle Ali Teoman


Eğer  edebiyat'a  ilgi  duyuyorsanız  yazarın günlük  olaylar  döngüsüne, yazarlık, okuma  ve  yazma üzerine  açıklamalarını  da  katarak  yazdığı  bir  günceyi  okumak,  çok  keyiflidir. Bu  kitap  bir  kültür  turu  olmaktan  öte, yazarlıkla  ve yazarın  bulunduğu  ortamlara  bakış  açısı  ile ilgili  ipuçları  içermesi.
Ali  Teoman'ın Britanya seyahati sırasında  tuttuğu  günlük  notlardan oluşan  Gezgin  Günce'yi okumak  benim  için  de  bilgilendirici  ve  keyif  vericiydi.  Kitabın  yayımlanmasından  kısa  bir  süre  sonra,  henüz 49  yaşındayken  kaybettik yazarı.(23 Mart 2011)
Öykü  ve  romanları  ile dikkat  çeken yazarı tanımam edebiyat  çevrelerinde  hayretle  karşılanan  bir  ödül  olayı  ile  olmuştu.
Ali Teoman'ın tam 16 yıl gizli kalmış bir sırrı, ortaya çıktığında edebiyat dünyasını çok şaşırtmıştı. 1991'de Haldun Taner Öykü Ödülü alan Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı isimli kitabın yazarı olarak Nurten Ay ödül almıştı. Ancak kitabın asıl yazarının Ali Teoman olduğu 2007 yılında ortaya çıktı. Ali Teoman bunun kendi isteğiyle düzenlenmiş bir oyun olduğunu belirterek şu açıklamayı yapmıştı: "Bu adi dolandırıcılık değil, yazınsal bir oyundur. Nurten Ay birkaç kez oyunu bırakmak istedi. Onu ikna ettim. Bunca yıl açık vermeden bana yardım ettiği için kendisine çok teşekkür ederim."
Huzur  içinde  yatsın. Yazılarını özleyeceğim.

6 Mayıs 2011 Cuma

Serenade - Schubert




Dostluk Üzerine

Dün Sarah'yla  yazışınca  onu  ne  kadar  çok  özlediğimi  anladım. Her  yıl  onunla  geçirdiğim   dört  beş  ayın  yaşamıma  ve  kişiliğime  neler  kattığını,  aynı  şekilde  onun  da  bizlerle  olmaktan, dünyayı  aynı  değerlerle  kavrayıp  çevreye  bir  şeyler  kazandırabilmenin  onurunu  birlikte  yaşamaktan  mutlu  olduğunu  biliyorum..
Günümüzde  gerçek dostlukların yerini  sığ  ve  günübirlik ilişkilerin alması oldukça  sıradanlaştı. Maddi  çıkarların  ön  planda  olması neredeyse  teşvik  edilir hale  geldiğinden, bu  konuda  duyulan rahatsızlıkları  dile  getiren  söylemler  de anlamsız boş   laflar  olarak  algılanır  oldu. ''Günümüzde''  diye  başlayan  ve benim  yukarıda  sözünü  ettiğim  türde düşünceleri  içeren  tümceler   sanki,  eskiden  maddiyata  dayalı  ilişkiler yokmuş  gibi algılanıyor.  Oysa,  dün  de  bugün olduğu  gibi ,  insan yaşamında temiz  ve güzel olan insan  ilişkilerinin  yanı  sıra,   her  türlü çarpıklıklar, çıkar  çatışmaları, bencillik  vs  vardı.  Ne  varki  artık  eskiyi  arar  hale  geldik, daha ben  merkezli  yaşar  olduk. İşte  bu yüzden  neredeyse  binde  bir  rastladığımız  gerçek  dostlarımızın  değerini  bilme  konusunda  çok  hassasım. Yalnız  kendini düşünmeyen,  başkaları  için  de  çaba  gösteren,  beklentisiz  sevgilerle  üreten, paylaşan, yaşam  hakkı kavramını  kendi  yaşamının  odak  noktası  yapan;  doğayı,  hayvanları çok  seven, insanları  hataları  ile  sevebilen ama  onların daha  iyi insanlar  olmaları  için  çaba  gösteren,  başaramazsa  hiç  olmazsa  başkalarına  zarar  vermemeleri  için  çırpınan  kaç  insan  var  çevrenizde? Bence  insanların  milliyeti,  dini,  dili hiç  önemli  değil. Yüreği  ve  beyni önemli..

29 Nisan 2011 Cuma

Kısa Kısa

Bu  hafta  başından  beri birbiriyle  ilintisiz  pek  çok  olay  ve  durum ''Adına Yaşamak Dediğimiz''  olguyu  şekillendirip yönlendiriyor.  Her  zamankinden  yoğun  gel-gitlerle zaman  zaman düşündürücü,  bazen  de olağanüstü  şaşırtıcı ve  ironik  olaylar  zinciri,   deneyimlerimi  önüme  koyup  değerlendirme  fırsatı  veriyor.
Öncelikle , Begonvilli Ev'in  hassas hanımefendisi  arkadaşımın  yaşadığı   ölüm  acısı  bana da  hissettirdi  kendini.  Öyle  özden dile  getirmiş  ki  acısını, o  derin  sızıyı aynen  hissettim. Kaybının  geri  gelmeyeceği gerçeğine  karşın  yanında  olup ''yalnız  değilsin''  demeyi  çok  istedim.
Öte  yandan  hayat  devam  ediyor. Klasik gitar  dinletilerini  sever  misiniz?

Akbank Sanat Mayıs ayında klasik gitarsevenlere güçlü bir gösteri sunmaya hazırlanıyor. 5 ve 31 Mayıs tarihleri arasında 6 konserle gitarın usta isimleriyle genç yeteneklerini sahnesinde ağırlayacak
Akbank Sanat Mayıs ayında klasik gitarsevenlere güçlü bir gösteri sunmaya hazırlanıyor. 5 ve 31 Mayıs tarihleri arasında 6 konserle gitarın usta isimleriyle genç yeteneklerini sahnesinde ağırlayacak Akbank Sanat Gitar Günleri`nin açılışı 5 Mayıs akşamı Lazhar Cherouana ile yapacak.
Eğer  bir  aksilik  çıkmazsa  bu yıl  mutlaka  hiç  olmazsa  bir iki  dinletiyi kaçırmamayı istiyorum.  Hem  özlediğim istanbul'u  görmek  için  bir  fırsat.
Yine  Sevgili   Arkadaşım Sarah'tan  bir  e-posta  aldım. Paskalya  nedeni  ile   rahmetli  eşinin  memleketi  olan  İtalya'da  şu an. Sarah'ın  eşi İtalyan  asıllıymış.  Eşinin  sağlığında  her  yıl  Paskalya  tatillerini  İtalya'nın  şirin  bir  köyünde  geçirirlermiş. Şimdi  bazen  gidemese de  çoğunlukla  Paskalya  tatillerini  eşinin  ailesi  ile  geçirmeyi seviyor.  Dönüşte  çok  güzel  anılarını  paylaşır  umarım..
Baharın en güzel  zamanına  ne  yaraşır?  Elbette sevmeler yaraşır. Hadi  o  zaman , Nazım  Usta'ya  kulak  verelim:
Seni Seviyorum
Çömeldim bakıyorum toprağa
otlara bakıyorum
böceklere bakıyorum
mavi mavi çiçek açmış onlara bakıyorum
sen bahar toprağı gibisin sevgilim
sana bakıyorum
Sırtüstü uzandım görüyorum gökyüzünü
ağacın dallarını görüyorum
uçan leylekleri görüyorum
göz açık rüya görüyorum
sen bahar mevsiminin gökyüzü gibisin
seni görüyorum
Gece kırda ateş yaktım ateşe dokunuyorum
suya dokunuyorum
kumaşa dokunuyorum
gümüşe dokunuyorum
sen yıldızlar altında yakılan ateş gibisin
sana dokunuyorum
İnsanların içindeyim seviyorum insanları
hareketi seviyorum
düşünceyi seviyorum
kavgamı seviyorum
sen bahar içinde bir insansın sevgilim
seni seviyorum
Nazım Hikmet Ran
Tüm  güzellikler  sizlerle  olsun.

26 Nisan 2011 Salı

Huriye İngilizce Öğreniyor



Geçen  yılın  yaz  başlangıcıydı.  Erje Ayden’in  Türkçe’ye  çevrilmemiş  bir  romanını (Ayrılık Acısı)  okuyordum.  Erje Ayden Amerika’da  yazdığı  çoğu  polisiye  türü  olan  ronmanları  ile  tanınan  ilginç  kişilikli  bir  Türk  yazar. Bu  güne  dek  hiç  bir  romanı  Türkçe’ye çevrilmemiş  nedense. Daha  sonra  ayrıca  söz  edeceğim  kendisinden  ve  kitaplarından.
Rutin  işleri  düzenleyip kocaman  bir  demlik  dolusu  çayımla ve  kitabımla verandaya  atıyordum  kendimi.  Huriye’de bir  yandan  ev  işleri  ile  uğraşıyor,  arada  bir  şeyler  söylemek ya  da sormak  için  geliyordu  yanıma. ” Kara’nın  maması  bitmiş  abla, alıp  geleyim  mi?” ya da ”bugün yaprak  saralım  mı?”
Kitabımı  okumaya  başlayınca  reel  dünyamdan  koparım çoğu  kez. Bazen  hayret  sözcükleri  çıkar  ağzımdan,  bazen  güler  bazen  de  kızarım. İşte  yine  böyle  dalmışken Huriye’nin bana  merakla  baktığını  farkettim. ”Abla  ne  okuyon?” dedi. ”Ayrılık  Acısı  diye  bir  roman”,  dedim.  Romanın  adı  ilgisini  çekti ve  hemen  talip  oldu  okumaya. ” Bitirince  ben  de  okuyayım” dedi  heyecanla.
”Okuyamazsın  Huriye’cim, bu  kitap  İngilizce,  çevirisi  de  yok  bildiğim  kadarıyla”  dedim.  O  an  gözlerindeki  hayal  kırıklığı etkiledi  beni. ” Merak  etme,  bir  başyapıt  sayılmaz,  hem  ben  sana  özet  olarak  anlatırım  bitirince”  dedim ama  ”Keşke  ben  de  İngilizce bilseydim ”  diye  söylendi. Kitabı  bırakıp  gülümsedim;
”İstersen  öğrenebilirsin, bu   imkansız  değil. ”  deyince,  beklediğim  soru  geldi. ”Sen  öğretir  misin?
Hiç düşünmeden  yanıtladım:
-Tabii  ki  öğretirim,  seve  seve..
Ne  var  ki,  bir  dili iyi  derecede  konuşabilmek,  okuyup  yazabilmek,  kolay  öğretmenin  garantisi  değil.  Dil  öğrenmenin  teknikleri  var. Ben  öğretmen  olmadığama  göre doğal  yöntemi  seçmek  zorundaydım.  Lisedeyken  bize İngilizce  öğretmek  amacı  ile  uygulanan yöntemlerin  ne  kadar  ilkel  ve  yetersiz  olduğunu,  90  yıldır  öğrencileri  sıkan Misis ve Mister Brown  dialoglarını  geçirdim  aklımdan.  Biz  Huriye  ile  bir  çocuğun  konuşmayı  annesinden  öğrenmesi  gibi  günlük  yaşam  dialogları şeklinde  çalışacaktık.  Yeri  geldikçe  de  yazma  okuma  çalışmaları  yapacaktık.  Daha  sonra  ona  dil  öğreten  profesyonel  Cd setlerinden  de  aldım. İngilizce yazılmış  bir  kitabı okuyacak  düzeye  gelmesi  için sıkı  çalışmalara   girişmesi  gerektiğini  söyledim. Bu  işlerin  sabır istediğini, bir  kaç  günde  sıkılabileceğini  anlattım.  Biraz  tereddüt  etti,  ”Acaba  benim  işime  yarar  mı  bu  İngilizce? ” diye  düşündü.  ”Yaramaz  olur  mu? En  azından  kitap  okur,  film  izlersin, bir  işe  girebilirsin ”  diye  heveslendirdim.
Ve Huriye ile derslere başladık.
Huriye  yaz  boyunca  işlerini  bitirip  İngilizce  çalıştı. Her  gün  yeni  sözcükler,  yeni  cümle  kalıpları öğrendi.  Sayfalar  dolusu  yazdı,  okudu ve o yaz  bir  lise  öğrencisinden  daha  iyi  İngilizce  öğrendi.