17 Temmuz 2011 Pazar

Ressamın Dramı / Biz Bu öyküyü Daha Önce de Okumuştuk



Adı Hasan Hüseyin Gül. O Eskişehirli bir sanatçı. 59 yaşında. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, belediyeye ait akaryakıt istasyonunun arkasında iskele yanına yaptığı derme çatma barakada 7 yıldır sefaletle boğuşuyor. Bataklık ve sazlık bir kumsalda ağaçlara tutturduğu tentenin altına yerleştirdiği birkaç parça eşya ile hayatını sürdürüyormuş. Kimseden yardım kabul etmediği, şimdiye kadar devletin kurumlarından da talep etmediği için herhangi bir yardım görmediği anlatılmış yerel gazetede.
Gırgır teknelerinde günü birlik iş bulduğunda çalıştığını ve buradan kazandığı paranın bir bölümüyle de boya ve fırça satın alıp resim  yapmaya  devam  eden  Hasan Hüseyin Gül, Ayvalık'ta bazı kahveler ve evlere duvar resimleri çizerek  geçinmeye çalışıyormuş.
Gül'ün yaşadığı barakanın hemen yanında çalışan işçilerle dostluk kurduğu ama genel anlamda içe dönük ve yalnız yaşadığı anlatılanlar arasında.

Daha önce Eskişehir’de, Yunanistan’da cami ve kiliselerin restorasyonlarında çalışmış.

Sanatının  gerçek  boyutu  hakkında  hiç  bir  fikrim  yok  ama  bu  çok  da  önemli  değil..  Önemli olan  üretmeye  ve  paylaşmaya  yatkın  bir  insanın kendini  toplum dışına itmesi  ve  itilmesi  olayı..

Bu olay bana yıllar önce yine bu durumda yaşayan bir başka sanatçıyı anımsattı. Ergüder Yoldaş’ı..70 ve 80'li yılların çok önemli bir bestecisi. Türk popunun tıkandığı 80'lerde, makam müziğiyle popun en iyi, en rafine bileşimini yaratan bir sanatçı. Uluslararası yarışmalarda birincilik ödülleri var . İstanbul Şehir Tiyatroları ve İstanbul Festivali direktörlüğü yaptı. Bu parlak kariyerli müzisyen bundan yıllar önce toplum yaşamından her anlamıyla vazgeçerek Büyükada'nın arkasında sapa bir yerde, plastik ve ambalaj kutularından derme çatma bir kulübede tek başına yaşamaya başlamıştı . Müzikten ve müzikle ilgili çevrelerden elini eteğini çekivermişti.. Onu belleğimizden artık tamamen silmişken, birdenbire TV ekranlarında Robinson kılığında görünce, pek çok kimsenin içinde bir burkulma, dayanılmaz bir rahatsızlık duygusu oluştu ama o kadar… Ruh sağlığı ile ilgili yorumlar yapıldı. Uzman olmayan kişilerce konulan tanı gerçek durumun ne denli yakınında ya da uzağında olursa olsun, topluma düşen sahip çıkma ve sanatçıyı olması gereken konuma taşıma görevi pek önemsenmiyor. Gizlenmeye çalışılsa da tiksinme ve bir sanatçıyı bu durumda görmenin verdiği kınama hatta suçlama duygularının ortaya çıkmasından öte değil bizim toplumsal tavrımız. Öyle ya, o yetenekli bir sanatçıdır, böyle saçma sapan bir yaşam biçimini benimsemişse onun için üzülmeye değmez.. Ya da akıl hastası falan olduğu vurgulanıp şefkat duygularını ortaya çıkaracak popülist yazılara, reyting amaçlı tv. programlarına malzeme edilebilir. Oysa hangi nedenle olursa olsun, bu durumdaki bir sanatçıyı bulunması gereken konumuna , üretebileceği ortama döndürmenin yolları değil bunlar. Yoldaş’ın münzevi yaşamı şu an bitmiş görünüyor. O’nu sözüm ona kurtarma çabaları, ayrı bir yazı konusu olur. Çünkü yapılanlar oldukça ironik ama sonuçta şu an kendisine inanan, değer veren , gerçekten babası gibi seven bir öğrencisi ile mütevazı bir yaşamı paylaştığını ve müzik çalışmalarına dönme çabası içinde olduğunu okudum bir yerlerde...

Aslında onlardan çok var; parkta, bulvarlarda, kıyıda köşede, yaşamın çarkları arasında kıyılmakta olan pek çok insan görmezden geliniyor. Nedenleri, geldikleri ortamlar, eğitim düzeyleri vs çok farklı olsa da … Ancak hiç olmazsa böyle sanatçı kişiliği ile göze çarpabilenlerin bir şansı olmalı.. Çünkü onlar böyle bir çıkmaza girilebileceğinin  canlı kanıtları.

7 yorum:

Çiğdem dedi ki...

Ayvalık'ta yaşamama rağmen görmemiştim.Duyarlıklı bir site,sizi izlemeye alıyorum...

Şeytanın ''Yaz'' Dedikleri dedi ki...

Teşekkürler...

Bolat dedi ki...

Ne hazin bir hikaye!

Şeytanın ''Yaz'' Dedikleri dedi ki...

Hazin ve utandırıcı. Yani toplum için. O kişi(ler) için değil..

Lô - Lâ dedi ki...

iyice duyarsizlasiyoruz ..

ayip

Vladimir dedi ki...

Demek bazı insanların içinde bir şeyler onarılmayacak biçimde kırılabiliyor ve çekip gidiyorlar.


Ergüder Yoldaş türk popunnun en güzel albümlerinden birisine imzasını atmıştı "Sultan-ı Yegâh" ile. Karısı Nur Yoldaş ı meşhur etmişti. Onun TV ekranlarındaki sefalet görüntüleri de o albümün haklarını elinde bulunduranların aklına o albümü getirmiş olmalı ki sıcağı sıcağına CD ortamına aktarıp yayınladılar derhal. Ve albüm yok sattı.

Vay be dünyanın gidişatına bal demiştim o zamanlar yangondan mal kaçırırı gibi yayınlanan albümü görünce.

Şeytanın ''Yaz'' Dedikleri dedi ki...

Evet, dünyanın gidişi böyle. Ticari bakılmayan hiç bir olay ya da durum yok. Birileri acı çekip sistemin çarkları arasında yok olurken bir başkaları, bu durumdan nasıl faydalanacağını düşünüyor, ellerini ovuşturup ceplerini doldurma planları yapıyor.