3 Ağustos 2011 Çarşamba

Susuzluk



Dün zorunlu olarak dışarı çıktım, kent merkezine gittim. Hava cehennem gibi sıcak. Nemden nefes alınmıyor. Yine de ortalık kalabalık. Herkesin işi gücü var demek ki.. Bir bankadan dışarı çıkar çıkmaz onunla göz göze geldim.. Kuyruğunun yarısı kopmuş, siyah iri bir sokak köpeği. Kulağında koca bir plastik küpe, aslında büyükbaş hayvanlar için üretilenlerden. Ayağımın dibinde bitiverdi ama çok da ürkek bakışlarla bakıyordu. Elim otomatik olarak başına gitti. Okşamamla takıldı peşime. Köşe başındaki ilk büfeden su alıp içirmek geçti içimden. Dolap tıka basa soğuk su dolu ama ona su verebileceğim bir kap yok. İkinci denemem hem simit, poğaça vs hem de içecek bir şeyler satan bir dükkan oldu. Orada da kap yok. Sattıkları kurabiyeleri poşetlere koyuyor olmalılar. Üçüncüde bir dondurmacıya daldım. Satıcı sırıtarak fırladı ''buyrun efendim!'' diyerek. ''Bir şişe su bir de kap rica edeyim, şu hayvancığa su vereceğim'' deyince, ''Siz de her yeri sardınız, insanlardan çok hayvanları seviyorsunuz'' gibi saçma sözler etmeye başladı. Aynı zamanda eline su vereceğim kabı alıp su dolabına yöneldiği için duymazdan geldim. Yoksa ağzının payını vermem çok kolay.. Parasını ödeyip dükkanın köşesinde suyu doldurdum kaba. Bakanlar, fısıldaşanlar umurumda bile olmadan bekledim içmesini. Bekledim ki tekme yemeden bitirsin diye. Sonuna kadar içti. Başını sevdim ve ''Hadi bakalım, hoşçakal'' deyip devam ettim yoluma. Dönüp baktım, artık beni izlemiyordu.

1 yorum:

Lô - Lâ dedi ki...

icim burkuldu ..

yuh artik, ne yani onlarin ki can degil mi.. hayvanlar en azindan insanlara insanlarin veridgi gibi zarar vermiyor.

uf sinirlendim